*Ikra, Oku / Mak!
Nazım Aktaç Kaleminden: “Bilginin, öğrenmenin, okumanın” ana temelinde, bir kavramlar zinciri olarak karşımıza çıkmaktadır. “Oku-mak !”
Okuyabilmek için, hasıl olan nedir peki?
“Yazılı Kaynak ve Bilgi” !
Yazılı bir kaynak olmadığı süreç te; “Bilgi de olmaz”!
Okuyabilmemiz için,” Yazı! Yazının yanında da bilgi gerekli”
Peki, yazının kimlerin zamanında, hangi tarihte karşımıza çıkıyor biliyor musunuz?
Sümerler döneminde, M.Ö 3.200 yılları; bir diğer kaynaklarda ise “M.Ö 3. ncü yüzyıl başlarını işaret etmektedir.”
Yazı konusunda, hem fikir olduk ise, sıra da “Bilgi “var.
*Bilgi mi, bilgi nedir ki?
“İnsanın varlıkla ilk temas anından itibaren insanda oluşan kanaat “Bilgi’dir”
*Bilginin yazı ile ilişiği nedir ki?
Bilgi ve yazı, bilginin kalıcı hale gelmesi, depolanması ve nesiller boyu aktarılması sürecinde birbirini tamamlayan iki temel unsurdur
“IKRA bize yazıyı, bilgiyi ve ögrenmeyi” öğrettiğinin en temel nedenleri ve sonucudur.
“Okumak“ !
Bilginin, ne kadar değerli bir hazine olduğunu anlamanın en temel göstergesi; bir mucizenin, kendisine atfedilmesi ile başladığını, ilk emrin, emir sahibine “IKRA
, IKRA “ile başladığı bilindik bir aşikardır.
“Bilgi sahibi olunmadan, fikir sahibi olunmaz” derler.
Bizlere çağlar öncesinden gelen, anekdotlar da; ecdadımızın da okumanın, ne derece önemli ve ehemmiyetinin ise ulvi olduğunu, şu sözleri ile idrak etmekteyiz.
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” ( HZ. ALİ )
Güçlüklerin, zorlukların, uhdesinden gelmenin tek yegâne kaynağı da yine okumaktan, bilgi sahibi olmaktan geçtiği ifade edenlerin izinde olduğumuz bilinen bir gerçektir.
Okumanın, ne kadar değerli bir eylem olduğunu da bir güzel mâni ile sonuçla yalım o zaman;
Hz. Mevlâna der ki:
Oku
Okumaktan zarar gelmez.
Oku, ama; lanet okuma…!
Emek ver,
Kulak ver,
Ama hiçbir zaman,
Boş Verme.
Esenlikler diler …
