Çocukluğumun, gençliğimin Ülkesi;
Nazım Aktaç Kaleminden Yetmişli yılların son demlerinin bitimi, seksenli yılların, filizlenme dönemleri başları ile başlayan bir hayatın mücadelesine; merhaba!
Birbirini kovalayan yıllar derken, çocukluk dönemimizin Eğitim, öğretim yıllarına, hoş geldiniz.
“Çocuk aklı “diye bir deyim, kavram vardır. Bu kavramın izlerini, adeta,” O yılları, Akıl, His, Düşünce, Gözlemlerimi”, o döneminin, ambiyansı ile, ifade etmeye çalışacağım.
Klasik, sıradan, Tipik bir Türk aile yapısı! “Baba, Anne ve iki evlat” Baba emekçi, Anne ev hanımı!
Seksenler, Doksanlar … Devam eden yıllar derken iken, birde karşımıza, “Milenyum” yılı çıktı.
Evet seksenler, sıkıntılı bir dönemdi.! O dönemlere “tevellüt “itibariyle, “Tanıklık ve Şahit” etme lütfuna maalesef erişememiştik.
Ülke tarihinde, Kara bir leke olarak, anılarda ve hafızlarda da yerini almıştı.
Doksanların ilk çeyreğinde, “hayat ve yaşam” ailede, toplumda, bulunduğunuz alanlarda, daha bariz anlaşılır bir hal almaya yavaş, yavaş başlıyor gibiydi.
İçinde bulunduğumuz yılın, takip eden, edecek olan yıllarında üstüne, sorunları katman, katman yığacağı günler geleceklerini söylüyorlardı.
Gündelik yaşam standartlarımız ile, Tıpkı günümüzün yaşam standartları, aralarında bir fark yoktu!
Bakarsanız aslında vardı, peki neydi O (!)?
“Güven -Saygı- Adalet” duygusuydu.
Ne demekti ki bu?
*Sosyolojik yaşamda, toplumumuzda, komşumuza ve komşularımıza güvenebiliyorduk.
*Güven alıp, güven verebiliyorduk!
*Ekonomik dar boğazın, sıkıntıları içinde kaldığımız zamanlarda “imece” ile sorunu çözebiliyorduk.
*Adalet, Hukuk, mekanizmalarının çarkları “Eşitlik İlkesini” göz ardı etmeden, “en azından da olsa” sorunsuz ve sıkıntısız çalışıyordu.
Sınıfsal kimlik, ayrımı ile tanımlamasak da “Orta Düzey” Toplum tanımlaması ile, “Orta Direk” bir oluşum vardı.
Elbette her toplumlarda olduğu gibi, “ekonomik ve kültürel “kimlik, sahipli seçkinlerde her zamanda olduğu gibi kendilerini hissettiriyorlardı.
Lakin, toplumun mihenk taşı İnsanlar,” Mutluydu, Huzurluydu, Kazançları Bereketliydi.
Huzurun verdiği sosyal yaşam, Toplumda “infial oluşturacak, oluşturabilecek, akabinde tüm kamu ve kamusal alanlara da teneffüs edecek, edebilecek” toplumsal olaylara meyil vermiyor, verdirmiyordu
Çünkü,
İnsanlar huzurluydu, kısmen de olsa!
Samimiydi.
Dürüsttü.
İlkeliydi.
Hala daha Dünyada, çılgınlar gibi karşılanacak olan “millennium” yılına, yıllarına giriş yapmamıştık.
Evet “Bir çağın kapanıp, bir çağ açılacaktı.”
Dünya üzerinde bu yıldan, “beklentiler, umutlar,” çok yüksekti.!
Umut ve beklentiler, nelerdi ki, peki! Daha yüksek, Hızlı Teknoloji” günümüzün tıpkı “5G” gibi!
Bu arada bir deyimden bahsetmeden geçemeyeceğim. “Tüfek çıktı mertlik bozuldu” gibi! Ne anlamı var ki, şimdi konumuz ile bu konunun diye de düşünebilirsiniz
Aslını sorarsanız çokta var! “Teknoloji elbette çok güzel bir şey” Teknolojinin bize sunduğu, birçok olumlu verinin yanında, bir o kadarda olumsuzluk veri beslemektedir.
Sistemin yönetim ve Kontrolu, önce idari yönetimin, akabinde, ailenin ve ebeveynlerin dışında kalması, denetlenememesi, geri döndürülemez sonuçlar ile karşı karşıya kalmamıza sebep oluşturacaktır.
Oysa ki, hızla gelişen teknolojinin yanında, millet olarak, toplum olarak. “Toplumsal Değerlerimizden uzaklaşıp, değersiz, mutsuz, umutsuz, yalnızlaştırılmış, güvensiz, bireyler oluşturulmuş bir toplum haline gelmiştik”.
Getirilebilmiştik!
Günümüzdeyiz!
Yüksek Teknolojiye rahatlıkla ulaşabiliyoruz.
Yine ağır sanayi iş gücüne sahibiz, kısmen de olsa;
Az veya çok ekonomik duruma da sahibiz.
Vs. vs.
Peki,
Huzurlu mu?
Samimi?
Dürüst mü?
İlkeli miyiz?
“Mutluluk” diye yazılıp, yine “Mutluluk” diye okunan, bu güzel kelimenin tam anlam manası, “önce bireyde, sonra ailede, akabinde toplumda ve toplumu yönetenlerde” karşılık bulması durumu halinde! Bugün toplumuzu en derin, üzüntü ve kedere, sevk eden hadise ve olaylardan, Muzdarip bırakır.
Sizce!. “Okullar Kamusal Alan mıdır”?
Evet mi diyorsunuz?
O zaman, Okul Eğitim süresince, “eğitim verenin ve alanın” tüm güvenlik tedbirleri Devlet tarafından alınır.”
Bana katılıyor musunuz?
Bir deyim ile yazımıza son verelim o zaman! “Balık neden baştan kokar”?
Esenlikler dilerim…
“İstiklal marşı, andımız

