Nazım Aktaç / Öğretmen, Öğretmendir!
Öğretmen kimdir?
En kısa ve en yalın ifadeyle; bilgi, beceri ve değerleri gelecek nesillere aktarmayı meslek edinmiş eğitim neferidir.
Peki, öğretmenlik kutsal bir meslek midir?
Bana göre evet.
Çünkü öğretmenlik; sabır ister fedakârlık ister vicdan ister. İnsan hayatına dokunan, nesiller yetiştiren böylesine önemli bir görevin toplum nezdinde “kutsal meslek” olarak görülmesinden daha doğal ne olabilir ki?
Öğretmen, öğretmendir…
Ben onu böyle bilir, böyle söylerim.
Öğretmen olabilmek kolay değildir. Yıllarca verilen emekler, uykusuz geceler, sınavlar, maddi manevi fedakârlıklar… Nihayetinde mesleki yeterliliğini kazanmış, diplomasını almış, bu onurlu mesleğin mensubu olmuştur.
Fakat ne hikmetse asıl mücadele bundan sonra başlar.
“Haydi öğretmenim, doğru okuluna!” denilir ama iş o kadar da kolay değildir.
Atanabilmek için üç yıl, beş yıl, bazen daha fazlasını beklemek gerekir. Her yıl bir umut doğar. “Belki bu bahar…” dersiniz. Olmaz. Sonra bir sonraki bahara ertelenir hayaller.
Şayet yüksek tepelerde bir dayınız, halanız, teyzeniz, güçlü bir tanıdığınız varsa ve kalabalığın arasından birileri;
“Tanıştırayım efendim, yeğenim olur kendisi…” diyebiliyorsa, ne âlâ…
İşiniz rast gider.
Ama böyle bir imkânınız yoksa, bahar aylarını dört gözle beklersiniz. Belki bu kez nasip olur diye umutlanır, sonra yine içinize gömersiniz hayal kırıklıklarınızı.
“Madem atanamadık, bari özel sektörde çalışalım.” dersiniz.
Bir yandan aynı sıraları paylaştığınız arkadaşlarınız hayatlarını kurmuş, düzenlerini oluşturmuşlardır. Siz ise mesleğinizi yapıyor olsanız bile, geleceğe dair belirsizliklerle mücadele etmeye devam edersiniz.
Derken bir gün, sizin gibi mülakat mağduru meslektaşlarınızla birlikte sesinizi duyurmaya kalkarsınız.
İşte ne oluyorsa o zaman olur…
Bir bakmışsınız, etrafınız bariyerlerle çevrilmiş. Kalkanlar hazır, biber gazları hazır…
Sanki hak arayan öğretmenler değil de memleketin huzurunu bozmaya gelmiş bir topluluk var karşılarında.
Üstelik sadece öğretmenler mi?
Hayır…
Yemediklerini yediren, giymediklerini giydiren, yıllarca evlatlarının iyi bir meslek sahibi olması için emek veren anne ve babalar da bu tablodan nasiplerini alırlar.
Bir annenin, bir babanın suçu nedir?
Evladına inanmak mı?
Onun yanında durmak mı?
Yıllarını vererek yetiştirdiği evladının hakkını aramak mı?
Hem unutmayalım…
Bahsettiğimiz meslek, herhangi bir meslek değildir.
Öğretmenliktir!
Bir kez daha söylemekte fayda görüyorum:
Öğretmen, öğretmendir! “Orijinali, yan sanayisi,” olmaz!
Madem eğitim fakültelerinden binlerce genç mezun ediliyor, o hâlde onların istihdamı konusunda da gerçekçi planlamalar yapılmalıdır.
Eğer ihtiyaç fazlası olduğu düşünülüyorsa, o zaman kontenjanlar yeniden düzenlenmeli, şayet ki “Eğitim Fakülteleri “kısmı olarak faaliyetlerini,” Geçici veya Süreklilik arz eden pozisyonda durdurmaya varan sonuçlar ile müsbet hale getirmelidir.
“Peki, akademisyenler ne olacak?” diye soranlar çıkabilir.
Çözüm üretmek, yönetme sorumluluğunu üstlenenlerin görevidir.
Sorunları büyütmek değil, çözmek için göreve talip olunmadı mı?
Gerek kamu gerekse özel sektörde görev yapan tüm eğitimcilerin hak ve hukukunun korunmasından sorumlu olan, yetki ve sorumluluk sahibi tüm kurum ve makamları; eğitim camiasının kronikleşen sorunlarına çözüm üretmek, üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları gecikmeksizin yerine getirmek üzere göreve davet ediyorum.
