“Fatma Betül Sayan Kaya’nın İfadeye Çağrılması Doğru Ve Gecikmiştir”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Alanya İlçe Başkanlığımızda Türkiye gündemini değerlendirdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Cumartesi gününe kadar Antalya’da değişik temaslarda bulunacağız. Yurttaşlarımızla bir araya geleceğiz. Sivil toplum örgütleriyle toplantılar düzenleyeceğiz. Gençlerle bir araya geleceğiz. Çiftçilerle bir araya geleceğiz. Sanayici iş adamlarıyla yarın Türk ekonomisinin yaşadığı buhran ve fon kriziyle ilgili, aslında fon yolsuzluğu demek lazım çünkü krize bir yolsuzluk yol açtı, görüşmelerde bulunacağız.
Türkiye’nin gündeminde çok ağır meseleler eş zamanlı olarak bulunuyor. Biliyorsunuz, bir yeni ittifak ortaya çıkardılar ve Suudi Arabistan’a asker yollanması söz konusu bu ittifak çerçevesinde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde henüz onaylanmamış bir anlaşmadan bahsediyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmadan anlaşma yürürlüğe girmez. Anlaşma yürürlüğe girse bile yurt dışına asker sevk edebilmek için, yollayabilmek için muhakkak Meclis’in onaylaması gerekiyor; bir yasayla, tezkere çıkarması gerekiyor. Ama anayasaya aykırı bir şekilde, sanki bütün bunlara gerek yokmuş gibi konuşulduğunu hayretle izliyoruz. Bugün eski Dışişleri ve Devlet Bakanı ve Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel, Zafer Partisi Genel Merkezi’nde bu konuyla ilgili bir açıklama yaptı ve açıklama biraz önce değerli basınla da paylaşıldı.
Zafer Partisi olarak Türkiye’nin Suudi menfaatlerini korumak için Orta Doğu’da bir maceraya sürüklenmesine kesinlikle karşıyız. Çok net olarak ifade edelim. Türk askerinin Yemen’de İsrail’in baş düşmanı olan Husilere karşı savaşa götürülmek istenmesini Türk milleti kabul etmeyecektir. Sözde İsrail’i eleştiren, İsrail’in siyonist politikalarını eleştiren bir AK Parti iktidarı var. Bu iktidarın yandaşları bugünlerde kardeş Azerbaycan’a, Birleşmiş Milletler’de Azerbaycan’ın üçüncü kâtibi Netanyahu’yu dinledi diye ağzı alınmayacak ağır eleştirilerle saldırıyorlar. Ama öte yandan bakıyoruz, İsrail’e, İsrail’in siyonist politikalarına direnen Husilerle savaşmak konusunda da başta kendisini Dışişleri Bakanı iken savaş bakanı zanneden Hakan Fidan olmak üzere çok hevesli insanlar karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin Husilerle bir alıp veremediği yoktur. Husiler Türkiye’nin menfaatlerini çiğneyen, milli menfaatlerini çiğneyen hiçbir eylem içerisinde olmamışlardır. Husilerle Suudi Arabistan arasında yaşanan çatışmayı başlatan taraf Suudi Arabistan’dır. İran dinî lideri Hamaney’in cenazesinden dönen Husi liderlerini taşıyan uçağın ineceği havaalanını, uçak inmeden önce bombalayarak uçağın inmesini engellemeye çalışmışlar ve çatışmalar bundan dolayı başlamıştır. Şimdi Türk askerinin Suudi Arabistan, yani Suudi ailesine ait olan Arabistan için kan dökmesini, cepheye yollanmasını asla kabul etmeyeceğiz ve Zafer Partisi olarak da bu konudaki net görüşümüzü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da savunacağız.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Belediyelere yönelik operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Bakın, bu tür operasyonlarda da Fatma Hanım’ın ifadeye çağrılmasında da yine düşman ceza hukuku uygulamasının muhalefete karşı yoğun bir şekilde sürdürüldüğünü görüyoruz. Mersin’de sabah belediye başkanının evine baskın yapılıyor, kameraya alınıyor, görüntüler servis ediliyor. Değil mi? Peki, Vahap Seçer’i davet etseler Vahap Seçer gidip ifade vermeyecek mi? Neden Fatma Hanım’ın evine baskın yapılmadı, sabah altı buçukta da ifadeye davet edildi? İktidar mensubu olduğu için. Neden Vahap Seçer’in evine baskın yapıldı? Muhalefette olduğu için. Bu, anayasanın bütün yurttaşların yasalar önünde eşit olduğuna dair anayasal hükmüne aykırı düşman ceza hukuku uygulamasıdır.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Fon soruşturması kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya bugün ifadeye çağrıldı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Fatma Hanım’ın bu ifadeyi vermek için davet edilmesi doğrudur ve gecikmiştir. Üzerinden günler geçtikten sonra bu ifadeyi vermek için davet edildi. Fatma Hanım, savcılarla konuşmadan önce gazetecilerle çok özel görüşmeler yaptı ve bir gazeteciye, Nagihan Alçı’ya, ‘Eğer kötü bir şey olduğunu düşünseydim bunu kendi adımla yapmazdım, başkasının adıyla yapardım’ demiş. Fatma Hanım’ın bu açıklaması bence etik seviyesinin ne olduğunu gösteriyor. Fatma Hanım, yanlış bir şey olduğunu düşündüğünüzde başkasının adıyla yapmazsınız. O eylemi hiç yapmazsınız. Bakın, siz hiç yapmamayı düşünmüyorsunuz. ‘Kendi adımla yapmazdım’ diyorsunuz. Bundan daha büyük bir gaf olabilir mi? Kendi kendinizi siz ele veriyorsunuz.
Umarım bu soruşturma da başladığı gibi devam etmez. Yani düşman ceza hukuku, dost ceza hukuku uygulaması ve bir aklama operasyonuna da dönüşmez. Hukukun bütün gerekleri gerçekleşir. Umarım derken şunu da söyleyeyim: Bekliyor muyum? Hayır, beklemiyorum. Ne yazık ki beklemiyorum. Çünkü Türkiye’de hukukun araçsallaştırıldığı, siyasallaştırıldığı ve suç yaratıldığı, suçsuz kişilerin nasıl cezalandırıldığını, cezaevlerine, hapse atıldığını kendim yaşayarak deneyimlemiş bir insanım. Başkasını örnek göstermeme gerek yok. Arkadaşlar, unutmayın ve unutturmayın. Ben Kayseri’de çıkan olaylar için Kayseri Başsavcılığı soruşturma açmadığı halde, bir suç tespiti yapmadığı halde Ankara’dan yatıştırmaya çalıştığım olaylarla ilgili Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla gözaltına alınıp o suçlamadan beraat edip, sabahleyin Kayseri’den getirilen çakma bir polis belgesiyle tutuklanıp sonra hapis cezası alan bir siyasetçiyim. Bu bir yüz karasıdır Türk adaleti için. Bu, Sovyet diktatörlüğünde istihbarat servisi başkanı Beria’nın söylediği cümleyi hatırlatır: ‘Siz bana adamı verin, ben size suçu bulurum.’ Türkiye böyle bir ortamdan geçmektedir hukuk anlamında. Onun için evet, bu soruşturmanın doğruyu bulacağı konusunda ciddi şüphelerimiz vardır ve bunlar meşru ve makul şüphelerdir.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı ile ortaklığı bulunduğu söylenen ve fon soruşturması kapsamında adı geçen Ali Emre Ballı dün İstanbul’da aracında ölü olarak bulundu. Bu konu hakkında ne söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Öncelikle bu soruşturma kapsamında önce mal varlığına el konulan, sonra serbest bırakılan ve Hayati Yazıcı’nın oğlunun iş ortağı olan kişinin bazılarına göre cinayet, bazılarına göre intihar, ama soruşturma daha devam ediyor, şeklinde vefatının bu fon yolsuzluğuyla ilgili olduğu açık. Ve şaşırtıcı değil. Çünkü o kadar büyük bir yolsuzluk gerçekleşti ki yüz binlerce insanın ekonomik durumu kökten bozuldu ve daha ilk gün, yolsuzluk duyulur duyulmaz yapmış olduğumuz açıklamalarda bir intihar dalgasının geleceğini söylemiştik. Umarım sayı artmaz. Ancak bu bir intihar mı? Yoksa çok şey bildiği için bu kişi öldürüldü mü? Bunu ancak önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak bilgiler netleştirecek.
Çünkü bakın, kalp krizinden öldüğü ifade edilen Kaşif Kozinoğlu’nun şimdi aradan 10 seneden fazla zaman geçtikten sonra bir cinayete kurban gittiğine dair bir soruşturma yaşıyor Türkiye. Yani kimin nasıl öldüğü bile belli değil bu ülkede. Onun için bekleyelim, görelim.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “X’teki erişim engellerini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:
“İfade ettiğiniz gibi Ambargo TV de dahil olmak üzere yüzlerce önemli ve kamuoyunu bilgilendiren hesaba erişim engeli getiriliyor. Bu erişim engelini getirenler anayasanın iletişim özgürlüğü ve halkın bilgilenme özgürlüğüne karşı suç işlediklerini bilsinler. Tekrar ediyorum. Bu erişim engelini getirenler anayasanın iletişim özgürlüğüyle ve halkın bilgi alma özgürlüğüyle ilgili suç işlediklerini ve yarın Türkiye’de demokrasi tesis edilince hepsinin mahkemelerde anayasayı ihlal suçuyla yargılanacaklarını bilmeleri gerektiğinin altını hassasiyetle çiziyorum. Er ya da geç. Bakın beyler, er ya da geç. Bundan dolayı anayasayı ihlalden yargılanacaksınız. Neden? Çünkü kapattığınız hesaplar bir suç işlememiş. Suç işlemişlerse suç soruşturması açarsınız. Ortada suç yok ama erişim engeli getiriyorsunuz. Bu hesaplar çalışmaya devam ediyor. Yurt dışında insanlar giriyorlar. Türkiye’den VPN’le insanlar giriyorlar ve siz diyorsunuz ki Türk insanı bunu VPN’siz Türkiye’de göremez. Neden? ‘Milli güvenliğimize aykırı.’ Milli güvenliğimize aykırıysa hemen Yunanistan’a, Almanya’ya veya Bulgaristan’a gidince aynı hesabı görüyoruz da milli güvenliğimize aykırı olmuyor mu? Bunun izahı yok. Bu bir antidemokratik baskı rejimi uygulamasıdır. Ama bütün bu tür uygulamalar sonunda hukuku ve demokrasiyi karşılarında bulmak durumundalar.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı seçimini 2028 tarihinde olacağını söyledi. Sizin diğer siyasi parti genel başkanlarıyla ilgili bir görüşmeniz veya bir çalışmanız var mı bu konuda?” sorusuna verdiği yanıt:
“Sayın Bahçeli’nin seçimlerin 2028’de olacağına dair açıklaması ve Erdoğan Cumhurbaşkanı yasamada Milliyetçi Hareket Partisi açıklaması siyasi bir açıklamadır. Sayın Bahçeli bize Turan’a gideceğimizi söylemişti birlikteyken. Sonra da o İmralı’ya gitti. Onun için değişebiliyor. Bu açıklamasını bu çerçevede değerlendiriyorum. 2028 deyip 2027’de de olabilir. Yani şaka yaptım diyebilirler. Biz Zafer Partisi olarak seçimlere hazırız. Onun için erken, geç, çok geç, çok erken ne zaman yapılırsa yapılsın seçimler için hazırız.
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay AK Parti’ye geçti. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Bu davranış, çocuklarına ve torunlarına ve seçmenlerine gururla anlatabilecekleri bir davranış değildir. Korktuklarını görüyoruz. Korku insani bir duygudur. Hapse girmek… Ben hapse girmiş bir insan olarak bunu anlayabiliyorum. Hapse girene kadar hapis ürkütücü bir yer. Hapse girdikten sonra ürkütücü değil. Ama bu arkadaşlar hapse girmedikleri için ürküyorlar, korkuyorlar. Ve bu korkuya yenilenler de AK Parti’ye gidiyorlar. Şimdi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ne demiş bugün? ‘AK Parti kimsesizlerin kimsesi’ demiş. Çok üzüldüm. Tek başına kalmış, anlaşılan kimsesiz kalmış ve AK Parti onu benimsemiş, kollarını açmış, kucaklamış. Cemil Bey, biraz daha dürüst olsaydınız keşke ve deseydiniz ki: ‘Sevgili İzmirliler, çok korktum. Korktuğum için geçtim.’ Kendisinden önce de çok korktular ve korktuğu için geçenler var. Mesela Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı korktuğu için geçti. Başka belediye başkanları var, korktuğu için geçti. Ankara’da bir meşhur ilçe başkanı var, Keçiören. Mesut Özarslan. O da korktuğu için geçti. Afyon Belediye Başkanı yine korktuğu için geçti. Korku insani bir duygudur. Korku insani bir duygudur. Ama demokrasilerde insanlar korkuyorlarsa o ülkede demokrasi yok demektir. Zaten Türkiye’de demokrasi yok.”
